İstanbul’dan sabah 7:35 da havalanan uçağımız bir buçuk saatlik uçuştan sonra 8:05 te (1 saat fark olduğu için) Üsküp Büyük İskender Havaalanına indi. Rutin işlemlerden sonra havaalanından çıkarken ETS tur rehberini gördüm. Kendisinden ufak tefek bilgiler aldım. Sonrasında kapıdan çıkınca sol tarafta kalan döviz bürosundan para bozdurma işlemlerini gerçekleştirdik.
Hemen kısaca bilgi vereyim. Para birimi denar. 100 Denar = 1.62 Euro = 3.8 TL civarı. Biz 300 Euro almıştık yanımıza ve yaklaşık 18500 Denar etti. Çok ilginç geliyor insana. 3-5 tane kağıt para veriyorsunuz bir tomar para ediyor.
Sonrasında tatilimiz sadece 2 gün olduğu için araba kiralamaya karar verdik. Havaalanında araba kiralamak için oldukça şirket var. Yaklaşık 10 civarı vardı yanyana. Sanırım biz 2 günlük deyince çok fazla ilgilenmediler. Bu işlemi internetten yapmak daha iyi. Sonrasında sixth car firmasından Peugeot 207 kiraladık. Fiyatı 80 euro + günlük 5 euro navigasyon ücreti. Toplamda 90 euroya geldi 2 günlük. Ayrıca 200 dolar da güvence bedeli aldı kredi kartından. Aklınızda olsun yollardaki bazı işaretlerden pek bir şey anlaşılmıyor ve işaretler çok kısıtlı yani yeteri kadar aydınlatıcı değil, navigasyon şart bence.
Arabamızı aldıktan sonra düştük Üsküp yoluna. Havaalanı şehre 20 km civarı. Vardar Express çalışıyor bizdeki Havaş gibi. Araba kiralama gibi bir düşünceniz yoksa bu otobüsleri kullanabilirsiniz. Yalnız kısıtlı sanırım öyle her yarım saatte falan yok. Zaten Üsküp’ e günde inen uçak sayısı sanırım 10 civarı.
Daha önceden booking.com dan araştırmış olduğum Pansion Bianko’ ya ulaşıyoruz. Zaten gözlemlediğimiz kadarıyla Üsküp’ te aman aman lüks bir otel yok. Genelde bi apartmanın bir köşesini otel yapmışlar, dışarı bi tabela asmışlar havası var otellerde. Biz kahvaltı dahil 2 kişi 2 gece 150 tl civarı verdik. Yalnız kahvaltılı bir oteli tavsiye etmem. Bize ilk girerken sordular otele mi gelsin kahvaltınız yoksa gidip kafede mi yemek istersiniz diye. (Merkezde bir kafe ile anlaşmışlar) Biz zamanımız kısıtlı olduğundan otele istedik kahvaltıyı. Fakat şu plastik tabildotlarla getiriyorlar ve zaten herşey soğumuş oluyor. Çok iyi de görünmüyordu açıkçası. Zaten gıda ucuz olduğu için hiç gerek yok otelde kahvaltı almaya. Açıkçası pansiyonu beğendim diğer otellere de şöyle bakınca. Temizdi pansiyon ve sessiz sakin bir yerdeydi. 2 katlı bir pansiyondu. 20-25 civarı odası vardı.
Üsküp Meydanına yürüyerek 15 dakika civarı sürüyor. Bahçesine ücretsiz otoparkı da var.
Sonrasında eşyalarımızı odaya bırakıp çıkıyoruz Üsküp Meydanı’ na doğru. Şehir biraz andırıyor bizim buraları. Binalar genelde eski. Ama merkezde çok fazla tadilat vardı ne yazık ki. Restorasyon çalışmaları nedeniyle bazı yerler kapalıydı. Gezemedik. Meydanında birçok mimari eser var. Ve Vardar Nehri şehri ortadan ikiye ayırıyor. Vardar köprüsünden karşıya geçtiğimizde bize daha çok benzeyen ve Türklerin bulunduğu bölgeyi gözlemliyoruz. Bizim kapalı çarşılar gibi. Labirent tarzı dar sokaklar. Ufak tefek alışveriş dükkanları, sarraflar, kebabçılar, köfteciler.. birkaç kişiyle muhabbet ediyoruz. Her yerden aldığımız gibi bir magnet alıyoruz. Magnet fiyatları biraz pahalı. 80-100 denar arası değişiyor. (yaklaşık 3-4 tl civarı)
Sonra karnımız acıkıyor ve oturuyoruz Destan Kebapçısına. Eşim biraz yemek konusunda hassastır o istemiyor köfte ama ben kaçırır mıyım? bi porsiyon isterseniz 10 tane falan köfte geliyor bizdeki İnegöl köfte tarzı köfteler. Yanında soğan, pişmiş biber ben bi Makedon birasının tadına bakayım diyorum eşim de kola istiyor. Yaklaşık ödediğimiz fiyat 12-13 tl.
Sonrasında tekrar dönerken Makedon tarafına kaleyi görüyoruz. Baya ihtişamlı ve güzel bir kalesi var. Çok vaktimiz olmadığından çok fazla oyalanmadık burda. Ama vaktiniz varsa kesinlikle girip gezmelisiniz ve şehri gözlemlemelisiniz.
Ardından hemen meydanda büyük sayılabilecek bir alışveriş merkezi var. Girip dolandık biraz fakat giysi fiyatları falan bizden daha uygun değil kesinlikle. Hatta kimi yerde daha pahalı. Mesela Koton mağazasına girdik ve etiketin altında Türk etiketi vardı 77 TL yazıyordu. Ama Denar olarak yazılan üstteki etiket daha da fazla bi paraya denk geliyordu. Asıl dikkatimi çeken çok fazla telefon ve elektronik dükkanı olmamasıydı. İnsanların belki de alım gücünden kaynaklanıyor bu durum. Sonrasında biraz daha dolanıp pansiyona döndük dinlenmek için.
Baya yorulmuşuz önceki gece de loungda çatpat uyumuştuk. Biraz uzandık ve akşam tekrar meydana gittik. Gece daha bi başka oluyor meydan civarı. Tarihi binalardaki ışıklandırmalar, gençler, kafeler, barlar cıvıl cıvıl oluyor ortalık. Çok hoş mekanlar var. Ve yiyecek içecek çok pahalı değil girip güzel bi restorantta yemek yeyip birşeyler içebilirsiniz. İnsanlar medeni. Şopska salatasını kesinlikle denemenizi öneririrm. Altında normal salatalık ve domates üstünde peynir rendesi olan bi salata. Ama peynir o kadar yoğun ki üstte alttaki domates ve salatalıklar görünmüyor. Ama ben çok beğendim peynirin tadını falan. Mesela oturduk 2 salata 1 bira ve 1 portakal suyu içtik ve ödediğimiz 500 denardı. 18-19 tl civarı. Ama mekan nerdeyse en lüks mekanlardandı.
Bir günümüz böyle geçti.
Ertesi gün Manastır ‘ a (Bitola) kadar gidip Atatürk’ümüzün eğitim aldığı manastırı görmeyi kafamıza koymuştuk. Koyulduk yola. Öncelikle şunu belirteyim. Çok beğendiğim bir şey; benzin ülkenin her yerinde aynı ve 78 denar yani yaklaşık 2,9 tl.
İlk durağımız Tetovo(Kalkandelen). Makedonya’nın hemen hemen her şehrinden bir ırmak geçiyor nerdeyse. Her taraf yemyeşil. Çok fazla zamanımız olmadığından Tetovo’ da sadece Paşa Camii’ ni ziyaret ettik. Gerçekten görülmeye değer mimarisi. 15. Yy da yapılmış bu cami ama sonradan yangına maruz kalmış ve 1833 yılında iç ve dış mimarisi yenilenmiş. Bu camiyi diğer camilerden farklı kılan özelliği ise sadece iç duvarların değil dış duvarların da bir karış boşluk bırakılmadan solmayan renklerle nakış nakış işlenmiş olmasıymış. Gerçekten de çok güzel görünüyordu. Eğer giderseniz mutlaka görün derim.
Sonra Tetovo’ dan Gostivar’ a doğru yola çıkıyoruz. Gostivar’ da vakit kaybetmiyoruz fazla ve doğa harikası olan Mavrovo’ ya hareket ediyoruz. Yalnız dikkat. Mavrovo anayoldan biraz içeride kalıyor. Gostivar’ ı 15-20 km civarı geçtikten sonra sağ tarafa keskin bir yol ayrılıyor. Biraz süratli olursanız kaçırabilirsiniz. Buraya kadar yol çift yoldu ve hiçbir sıkıntı yoktu, trafik de gayet sakin. Ağaçların arasından inişli çıkışlı virajlı bir yol. 10-15 km civarı sonra Mavrovo tüm güzelliğiyle çıkıyor karşımıza. Göl ve orman içiçe burda. Hemen girişte sağlı sollu lokantalar var burda. Ama asıl turizm mevsimi 6. ayda başlıyormuş. Teknelerle göl gezintisi falan filan. Bu lokantalardan ilk sağdakine girdik karnımızı doyurmak için. Müslümanmış çalıştıran ve garson Türkçe biliyor. Burda karnınızı doyurabilirsiniz.
Sonrasında istikamet Struga. Struga’ya gitmek için 2 yol var. Ya geri dönüp anayola çıkmak ya da bu Mavrovo yolunu devam edip harika bir manzaranın içerisinden ulaşmak. Biz 2. Sini yaptık her ne kadar 70 km civarı deseler de yol 100 km kadar sürüyor Struga’ ya. Ve kesinlikle altınızda arabanız varsa bu yolu tercih etmelisiniz. Muhteşem bi manzara ve Struga’ ya kadar yanınızda nehir, etrafınızda orman sizinle birlikte ilerliyor. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız, yeşili ve doğayı seviyorsanız kesinlikle bu yolu tercih etmelisiniz. Yolun bazı yerleri bozuk, biraz rahatsız edebilir ama dediğim gibi manzarası herşeyi unutturuyor insana.
Struga’ dan direk Ohrid’ e geçiyoruz. Üsküp – Ohrid aşağı yukarı 170 – 180 km sürüyor.
Ohrid diğer yerlere göre biraz da gölünden dolayı olsa gerek biraz daha gelişmişlik havası var. Göl kenarına doğru arabayı park edeceğiniz yerler mevcut. Yanlış hatırlamıyorsam saati 50 denar falandı yani 2 tl civarı. Sonra göl boyu biraz yürüdük. Göl manzarası gerçekten güzel. Göl kenarında bir yerde oturup birşeyler içtik. Yetmese de zamanımız kısıtlı olduğu için 1 saat kadar vakit geçiriyoruz. Muhtemelen akşam daha bi güzel oluyordur göl kenarı. Eğer vakit varsa kesinlikle kalınmalı Ohrid’ de.
Ohrid’ den sonra sırada Bitolo(Manastır) var. Yola koyuluyoruz. Yine güzel bir manzara yol boyu. 70 km yolculuktan sonra Bitolo’ ya ulaşıyoruz. Ohrid ve Üsküp’ e göre küçük biryer Bitolo. Fakat çok sevimli, sessiz sakin biryer. Belki de Makedonya’ nın en beğendiğim şehri diyebilirim. Burada eşimin öğrencisi vardı Türkiye’ ye geldiklerinde ilgilenmişti zamanında. Onunla buluştuk. Hava kararmadan dönme düşüncemiz olduğundan bizi gezdirmesini istedik önemli yerleri. Zaten hemen merkezine Yeni Camii var karşısında üzerinde hac işareti olan bir saat farklı medeniyet ve inançların birlikte yaşayabileceğine birkez daha şahit olduk burada.
Trafiğe kapalı ve barların, kafelerin olduğu sokak Şirok Sokak. Sağlı sollu kafeler, barlar var. Gerçekten çok şirin biryer. Burda görmek istediğimiz özellikle 2 yer var. Birisi Atatürk’ e aşık bir Makedon kızı Eleni’ nin evi, diğeri ise Atatürk’ ümüzün eğitim aldığı manastır. İlk olarak Eleni’ nin evine gidiyoruz. Şimdilerde bar olmuş. İçeri girdiğimizde barın duvarında Eleni’ nin Atamıza yazdığı mektup Türkçe, İngilizce ve Makedonca olarak yer alıyor. İnsan duygulanıyor gerçekten çok güzel anlatmış duygularını o zamanlarda. Birkaç foto aldıktan sonra hemen manastıra doğru yürümeye başlıyoruz.
Eleni’ nin evi Şirok sokağın ortalarında sol tarafta yer alıyor. Direk bulamayabilirsiniz, sormalısınız. Şirok sokağın sonunda ise Manastır bulunuyor. Çok uzak değil. Manastır ‘ a giriş Makedonlara ücretsiz fakat dışarıdan gelen turistlere ücretli. 100 denar giriş yani 3.8 tl civarı. 2. Kata çıkıyoruz ücreti ödeyip. Müze şekline getirmişler burayı. Atatürk’ ün büstü yer alıyor bir tarafında Makedon bir tarafında Türk bayrağıyla. ”Yurtta sulh cihanda sulh” yazıyor büstün altında her ne kadar günümüzü yansıtmasa da Bir LCD koymuşlar, ve Rutkay AZİZ’ in o dinlendirici sesiyle bir belgesel oynuyor devamlı. İnsan duygulanıyor gerçekten. Kendi ülkemizde bile bu kadar değer görmüyor Büyük Önderimiz ne yazık ki o zamanlarda giydiği ayakkabılar, resimleri, 15 yaşındaki büstü… hepsi sergileniyor burada. Gerçekten görülmesi gereken biryer diye düşünüyorum. Duygulanmamak elde değil.
Sonra çıkıyoruz buradan. Biryerde biraz daha oturuyoruz ve sonra vedalaşıyoruz dostumuzla. Bu arada bize geldiğimiz yolu değil de ters yolu kullanmamızı öneriyor. Ohrid üzerinden 240 km Üsküp, fakat diğer taraftan 170 km imiş. Yolu da daha iyiymiş bu taraftan. Gerçekten de öyle. Gelirken gezerek geldik ama dönüş için bize daha uygun bu yol. Genel anlamda daha düz ve iyi bir yol. Ama diğer taraf kadar canlı olduğunu söyleyemem.
Bu arada çoğu zaman otoban gişesi karşınıza çıkabiliyor yollarda. Fakat en çok verdiğim 60 denardı yani 2.28 tl. bir kere bu ücreti ödedim. Genelde 20-30 denar ödüyorsunuz. Tüm bu yol boyu toplamda 2250 denar benzine verdik bu da yaklaşık 85 tl civarı ediyor. Yukarıda da belirttiğim gibi benzin ve türevleri ülkenin heryerinde aynı. Benzin 78 denar idi, lpg 36 denardı. Bu arada toplu taşıma da oldukça uygunmuş. Mesela Bitolo’ ya tren 4 tl, otobüs 6 tl falanmış. Eğer vakit çok olsa belki bunlar da tercih edilebilir.
Üsküp’ e döndüğümüzde akşam olmuştu. İçimde kalan tek şey Matka Kanyon’ unu görememek oldu. Çok övmüşlerdi burayı. Üsküp Tetovo arasında bi yol ayrımı varmış fakat bulamadık biz bu yol ayrımını. Döndüğümüzde de geç olduğunda dolayı gidemedik Artık başka bir Makedonya seferindeki ilk durağım olacak..
Biraz dinlendik sonra tekrar sonkez bir Üsküp turuna çıktık Meydanı dolanıp geldik. Zaten uçağımız sabah 9 da idi. 7:30 gibi havaalanına gidip arabayı teslim ettim. Ve Makedonya yolculuğumuz burada sona erdi.










